KÜTÜPHANEMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KÜTÜPHANEMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2009 Perşembe

"ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ"

Şu sıralar Ahmet Ümit'in BAB-I ESRAR adlı romanını okuyorum. Elif Şafak'ın "AŞK" kitabından çok etkilenerek, bu kitabı aldım. Daha önce Ahmet Ümit'in "PATASANA" adlı romanını da okumuştum. Beğendiğim bir yazar olduğu ve Tebrizli Şems'le ilgili de bu kitabı yazdığı için hiç düşünmeden BAB-I ESRAR'ı okumaya başladım. Henüz bitirmedim işe gidip, gelirken yolda okuyorum. Bu sabah çok güzel bir bölüm okudum ve bunu da sizlerle paylaşmak istedim. Aslında sabah okuduğum bölümde iki tane hikâye vardı ama biri çok uzun olduğu için kısaca bunu sizlerle paylaşacağım. Sevgilerimle...
............. Hazreti Muhammed (S.A.V) bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuş "ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ" Şu hikâye bu durumu çok güzel dile getirir.
Birgün Allah'ın saklı dostlarından biri, çadırında bir misafiriyle sohbet ediyormuş. İçeri bir hizmetkâr girmiş. İki eliyle dizlerine vurarak:
'Felaket ya Seyid' diye feryat etmiş, 'kırk deveniz sele gitti'
Seyid'in yüzünde tek bir kıl oynamamış, sadece dönmüş kalbine bakmış, sonra sağ elini göğsüne koyarak 'Hamdolsun' diye mırıldanmış. Yeniden konuğuna dönmüş, hiçbirşey olmamış gibi hoş sohbetine devam etmiş. Güneş biraz daha yükselmiş, çadıra güle oynaya başka bir hizmetkâr girmiş.
'Müjdeler olsun ya Seyid' diye sevinçle haykırmış. 'Kırk dişi keçiniz, kırk dişi oğlak doğurdu'
Seyid'in yüzünde yine tek bir kıl oynamamış, yine dönmüş kalbine bakmış, yine sağ elini göğsüne koymuş, 'Hamdolsun' demiş. Konuğu çok şaşırmış bu davranışa.
'Ya Seyid' demiş merakla. Az evvel bir felaket haberi aldın, ama üzülmedin, hamdolsun, deyip geçtin, ardından bir müjde geldi ama sevinmedin, yine hamdolsun dedin. Bu davranışı açıklar mısın?
Bir yaz sabahı gibi aydınlanmış Seyid'in yüzü. 'Kötü haber geldiğinde, kaygılandım hemen gönlüme baktım, bir üzüntü, bir kararma varmı diye: Yoktu, şükrettim, hamdolsun dedim. İyi haber gelince, yine kaygılandım, yine hemen gönlüme baktım, bir şişkinlik, bir taşkınlık varmı diye: Yoktu şükrettim, yine hamdolsun dedim. Deve, keçi, mal mülk gelir gider sevgili konuğum, ama gönlün bir kez karardı mı ya da kabardı mı, onu eski haline zor getirirsin.'
Bu dünya geçicidir, gerçek yaşam perdenin öteki tarafındadır...
Ahmet Ümit - BAB-I ESRAR

9 Ekim 2009 Cuma

3 GÜNLÜK AĞVA TATİLİMİZ


Eşimle çok güzel bir hafta geçirdik. Çalışmamak ne kadar güzel bir şeymiş. Bir önceki iznimizde Gap turu yaptığımız için güzel ama yorucu geçmişti. İkinci iznimizde bir o kadar tembellik içinde geçti. Son iki gün hariç.

İstanbul'a ne kadar yakın olsakta bir o kadar da uzaktık. Trafik yok, ses kalabalığı yok. Çok sakin bir 3 gün geçirdik. Daha 1'inci günün ilk saatlerinde biz bu kadar sessiz, sakin bir ortamda nasıl vakit geçiricez diye düşünmedim değil. Ama yanıldığımı anladım.

Her zamanki gibi yine çok iyi bir seçim yapmıştım. Ağvada o kadar çok otel vardı ki hepsini tek tek incelemiştim. Çok kararsızdım. 3 tane yer vardı aklımda buraya gelip, diğer ikisinide görünce onların güzel olduklarını ama en iyi yerin burası olduğuna karar verdim. Bu benim fikrim tabiki. Kaldığımız yer her yönden çok iyi planlanmış, yeşillikler içinde (sonbahara girerken) temiz bir mekândı. Çalışanlar kaldığımız süre boyunca güler yüzlerini eksik etmediler. Sonunda memnun olarak İstanbul'a dönüş yapmıştık.

Greenline Guest House' ta özellikle burbağ figülerini, biblolarını otelin her yerinde görmek mümkün. Hemen dikkati çekiyordu kurbağcıklar. Otelin mimari yapısıda çok hoştu. Söğüt ağaçları arasında hamaklar, ahşaptan ufak sandalyeler, masalar, minderler herşey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Kaldığımız günlerde hava o kadar güzeldi ki yazdan kalma bir hava vardı. Sanki bir hafta önce yağmur yağmamış gibiydi. Vaktimin çoğunu güneş banyosu yaparak, o küçük ahşap sandalyelerde oturup, tatile çıkmadan bir gün önce aldığım Elif Şafak'ın "AŞK" adlı romanını okuyarak geçirdim.

Pazartesi öğlen başladığım kitabı çarşamba akşamı bitirmiştim. Bu kitabın beni kendisine bu kadar bağlayacağını ve etkileyeceğini hiç düşünmemiştim. Eğer elinizde hoşunuza giden bir roman varsa bu doğa harikası yerde canınız sıkılmadan bitirmeniz mümkün. Gün aralarında deniz bisikleti ile Göksu Dere'sinde maceraları gezilerimizi de yapmadık değil:) Çok eğlenceliydi, herkese tavsiye ediyorum.

"AŞK" neden beni bu kadar etkiledi bilemiyorum. Herşeyden önce yazarın anlatımı çok gerçekçi ve sadeydi. Okumaya başladığınız an kendimi o kitabın bir karakteri gibi hissettim. Onları yakından izleyen biri gibi. Belki bulunduğum bu sakin ortamında etkisi olabilir. Kitabı okumadan önce kapağına baktığınızda tipik bir aşk hikâyesi zannedersiniz. Ama bu kitap bildiğimiz "AŞK"ı değil ALLAH'a duyulan "AŞK"ı anlatıyor. Mevlana Celalettin Rumi ile Tebrizli Şems'in hak yolundaki can yoldaşlığını, dostluğunu anlatıyor. Diğer yanda da Boston'daki Ella'nın hayatı var. Size neredeyse kitabı anlatacağım:) O yüzden fazla uzatmıyorum. Sizlerin okuyup, keyfini çıkarmanızı tavsiye ederim. Bu kitabı okuduktan sonra Elif Şafak'ın diğer romanlarına karşıda ilgim artmadı değil...

Akşam güneş batarken çekmiştim.

Ben kedileri çok severim. Onlarda hiç yanımdan ayrılmazlar. (Malesef çok korkarım ve akşam yemek boyunca ayaklarım hep havada yemek yedim. Beni o kadar çok severlerki, cam kenarında durmuş bana bakıyordu.)

Ağva'da 3 günlük kısa süreli bir tatil dinlenmenize yeterli oluyor. Perşembe İstanbul dönüşünce Şile'yide gezdik. Yaz aylarında televizyonlarda gösterilen, iğne atsan yere düşmeyen Şile sahili bomboştu. Hava çok güzeldi ama tek bir insan bile yoktu.


Oradan da Beylerbeyi, Beykoz yoluna devam ettik. Arabayla İstanbul'da kısa bir şehir turu attıktan sonra Mihrabat Korusu'na giderek, boğazın o eşsiz manzarısını seyre daldık....