11 Şubat 2009 Çarşamba

SAKIZLI MUHALLEBİ

Aşure yaptığım zaman komşularıma da dağıtmıştım. Karşı komşum tabağımın içine damla sakızı koyarak geri vermişti. Ama marmelat gibi. Daha önce damla sakızını bu şekilde görmemiştim. Sakız Adası'ndan getirtmişler. Tadı da çok güzeldi. Sonunda bu akşama kısmet oldu Sakızlı Muhallebimi yapmak. Yaparken mutfağımı mis gibi damla sakızı kokusu sarmıştı. Benim çok hoşuma gitti. İnşallah sizde beğenirsiniz...




Malzemeler:

1 kg süt
1 paket pirinç unu. (Ben Dr.Otker 1 adet tek kullanımlık poşetinden kullandım)
1 yemek kaşığı un
4-5 yemek kaşığı şeker
1 yemek kaşığı margarin (isteğe göre ben kullanmadım)
1 yemek kaşığı damla sakızı

Yapılışı :

Bütün malzemeleri tencere koyup, karıştırarak pişirin. Kaynamaya başlayınca 3-4 dk kadar daha karıştırıp, ocağın altını söndürün. Biraz muhallebimiz soğuduktan sonra mikserle ilk önce düşük hızda, daha sonra en yüksek devirde karıştırın. Kaselere koyarak, üzerini istediğiniz malzemelerle süsleyin ve soğuk olarak servis edin. Ben hindistancevizi ve rendelenmiş bitter çikolatayla süsledim.Afiyet olsun...

10 Şubat 2009 Salı

MUTLULUK

Kıyafetinden hayli varlıklı bir aileden geldiği belli küçük kız, avucundaki para destesini sımsıkı tutarak rafları inceliyordu.
Burası kentin en büyük oyuncak mağazası idi. Aranan her şeyin bulunduğu bitmez tükenmez raf koridorlarının bulunduğu mağazalardan işte... Nihayet durdu. Muhteşem bir bebekti bu... Dünya güzeli yüzlü ve ipek kadife elbiseli muhteşem bir bebek. Babasına döndü, işaret etti.
" Avucumdaki para yeter mi? ."
Babasını başı ile evetledi. Bebeği kucakladı ve koridor boyu kasaya doğru yürüdü ve tam bu sırada tıpkı kendisi gibi, babası ile alışverişe çıkmış bir küçük çocuk gördü.
Kısa pantolonluydu. Gömleği iyice eskimişti. Çocuğun elinde birkaç lira vardı. Raftaki oyunlardan birinin önünde heyecanla durdu.
" İşte istediğim bu baba " diye çığlık attı, avcunu gösterdi
"Yeter mi? .. "Babasının gözleri önüne doğru eğilirken, başı
"Yetmez " işareti verdi.
Çocuk avucundaki paraya baktı.Oyunu rafa yerine koydu. Babasının elini tuttu ve koridorun ucuna doğru yürüdü... Boyama kitaplarının olduğu rafa... Küçük kız kucağındaki bebeğe bir daha baktı. Sonra çocuğun seçtiği oyuna döndü .. Bebeği götürüp yerine koydu. Oyunu eline aldı.
"Yeterli param var mı baba " dedi ..Babası gene evetledi. Kasaya gittiler, parayı ödediler Küçük kız, kasadaki adama bir şeyler fısıldadı.
Küçük kız ve babası geriye çekilip beklemeye başladılar. Az sonra oğlan ve babası, ellerinde bir boyama kitabı ile kasaya geldiler. Kasiyer;
" Kutlarım sizi " diye bağırdı...
" Bugünün bininci müşterisi olarak bir armağan kazandınız.."
Ve oyun kutusunu küçüğe uzattı.
"Harika " diye çığlık attı çocuk.
"Baba, bu benim en çok istediğim şeydi biliyorsun... "
Baba oğul, sevinç içinde dükkânı terkederken, içeride kalan baba:
" Ne kadar cömertsin kızım " dedi...
" Bu iyi davranışının sebebi nedir? ... "
" Baba... Annemle birlikte bana bu parayı verdikten sonra 'Seni en çok mutlu edecek şeyi al' demediniz mi ?... "
" Tabii öyle dedik , canım!... "
" Ben de aynen öyle yaptım baba .. Şu anda ne kadar mutlu olduğumu biliyor musun ?...

Mutluluk aslında tahmin ettiğimizden daha kolay….

KIYMALI CEVİZLİ BÖREK

Vazgeçilmezlerimizden biridir börek. Her çeşidi ayrı güzeldir.

Yufka börek yaparken bence en önemli şey yufkanın taze olması. İşte bunu yakaladığınız an böreğin enfes olmuş demektir. Kendini beğenmişlik olmasın ama bu seferki böreğim gerçekten güzel oldu:) Afiyet olsun...
Malzemeler:

5 adet yufka

500 gr kıyma
2 yemek kaşığı sıvıyağ
1 adet soğan
1 adet kırmızı biber
1-2 yemek kaşığı domates rendesi
Maydanoz
Ceviz
(isteğe göre kırmızı biber ve karabiber ekleyebilirsiniz)
1 çay bardağı Sıvıyağ
1 çay bardağı süt
üzeri için 1 yumurta sarısı, susam

Yapılışı :

Sıvıyağ ve kıymayı tencereye koyun. Suyunu çekene kadar iyice karıştırarak kavurun. Doğradığınız soğanları ve kırmızı biberleri de ekleyip, kavurmaya devam edin. Domates rendesini de ekleyip suyunu çekene kadar kavurun. En son baharatları, maydanozu ve cevizi ekleyin. Böreğimizin iç malzemesi hazır...

Yufkayı tezgâha serin. Yarısına sıvıyağ ve süt karışımından sürün. Yufkayı ikiye katlayın ve üzerine karışımdan tekrar sürün. Yufkayı sekiz parçaya kesip, geniş kısmına iç malzemesinden koyun ve fazla sıkı olmayacak şekilde sigara göreği gibi sarın. Bütün yufkaları aynı şekilde tepsiye dizin. Üzerine yumurta sarısı sürün, susam veya çöreotu serpin. 200 derecede ısıtılmış fırında pişirin. Şimdiden afiyet olsun...

9 Şubat 2009 Pazartesi

DUA'NIN GÜCÜ

Loise Redden isimli, cok fakir giyimli bir kadin, yüzünde bir hüzünle, manava girer. Dükkan sahibine mahcup bir şekilde yaklaşir. Kocasının çok hasta olduğunu, çalişamaz duruma düştüğünü ve yedi çocuğu ile birlikte ac kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyaçlari olduğunu söyler. John Longhouse isimli manav ona ters bir şekilde bakarak derhal dükkanını terketmesini ister. Kadin ailesinin ihtiyaçlarini düşünerek: -"Lütfen efendim" der, "paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim." John kendisine bir kredi açamiyacağını çünkü onun eski müşterisi olmadığını, kendisinde bir hesabının bulunmadığını söyler. O sirada dükkanın dışında bekleyen bir müşteri ikisinin arasında devam eden bu konuşmayı dinlemektedir. Iceri girerek John'a yaklasır ve "Ben o kadının almak istediklerine kefilim" der. "Ailesinin ihtiyaci olan şeyleri ona ver." Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner ve "Bir aliş veriş listen var mıydı" diye sorar. Louise "Evet efendim" der. "Tamam" der manav. "Simdi onu terazinin şu kefesine koy, onun agirliginca diger kefeye istediklerinden koyacagim!" Louise bir an duraksar, sonra başını önüne eğer ve çantasını açarak üzerine bir şeyler karalanmiş bir kağıt parçasını çıkartır ve manavin kendisine gosterdigi kefeye özenle birakirken basi hala one egiktir. Manavin ve diger musterinin gozleri terazinin kefesine dikilirken hayretle buyumustur. Manav musteriye donerek, kisik bir sesle, "Inanamiyorum." der.. inanilacak gibi degildir. Musteri, manava gulerken manav coktan diger kefeye eline geceni doldurmaya baslamistir ama nafile, diger kefeyi yerinden bile kipirdatamamistir. Terazinin kefesi artik uzerindekileri almayacak kadar doldurdugunda caresiz hepsini bir torbaya doldurarak kadina verir. Saskinlikla uzerinde bir seyler ciziktirilmis kagidi eline alir ve okur. Bir de bakar ki orda bir alis veris listesi yoktur. Sadece bir dua yazilidir. "Allahım neye ihtiyacim oldugunu sen bilirsin, kendimi senin ellerine teslim ediyorum." Manav tas gibi bir sessizlige burunmustur. Loise kendisine tesekkur ederek dukkandan ayrilir. Musteri, John'un eline bir elli dolarlik tutustururken, "Her kurusuna degdi" der. Daha sonra John Longhouse terazisinin kefelerinin kirilmis oldugunu gorur. Bu nedenle duanin ne kadar agir cektigini sadece Allah bilir. DUA, BIZIM ICIN HICBIR BEDELI, MASRAFI VE KARSILIGI OLMAYAN, GUZEL BIR HEDIYEDIR...
Günaydın herkese. İyi haftalar geçirmenizi diliyorum. Blog arkadaşımız Ümmühan http://atesbocegim.blogspot.com/ bizi mimlemiş. Sibel'le birlikte İşyerinde olduğumuz için en yakınımızdaki kitap vergilerle alakalı oluyor :) Pek iç açıcı değil biliyorum :)
Sorulari cevapliyorum:
1.)Yakınınızda bulunan ilk kitabı alın.
2.) 161. sayfayı açın.
3.) 5. cümleyi okuyun.
4. )Blog sayfasına yazın.
5. )En güzel cümle ve en güzel kitabı seçmeyin.Sadece yakınınızda olan ilk kitabı alın.
6.) 5 blog arkadaşınıza yollayın.
KİTABIN ADI : VERGİ DÜNYASI 161.SAYFA 5.CÜMLE : 2005-06 YILLARINDA KREDİ DÖNGÜSÜ DOYMA NOKTASINA GELMİŞTİR.
Bizde 5 blog arkadaşımızı mimliyoruz.

6 Şubat 2009 Cuma

GERÇEK GÜZELLİK

- "Bebeğimi görebilir miyim" dedi yeni anne.

Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını dondu ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu...
Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı.

Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı.
Hıçkırıyordu... Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak

- "Büyük bir çocuk bana ucube dedi..."

Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona

- "Genç insanların arasına karşımalısın"diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu.

Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu ile ilgili görüştü;

- "Hiçbir şey yapılamaz mı?" diye sordu.

Doktor;

- "Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir" dedi.

Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası

- "Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır" dedi.

Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçti, bir gün babasına gidip sordu:

- "Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım..."

- "Bir şey yapabileceğini sanmıyorum" dedi babası.

- "Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil..."

Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi... Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu.

- "Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu" diye fısıldadı babası.

- "..ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?"

Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir!

REVANİ

Doğum günü geçeli çok oldu ama tarifleri yayınlamak uzun zaman alacak herhalde tembelliğimden.... Revani benim en çok sevdiğim tatlılardan bi tanesidir... Hem yapımı kolay hem tadı garanti.... Doğum gününe gelen arkadaşlarımdan revaniyi yemeyenler olmuş.. Onlar için bu hafta sonu tekrar yapıcam Allah izin verirse. Buradan da haberini vermiş olayım :)

Malzemeler:

Hamuru için:
1,5 su bardağı irmik
3 yumurta
1 su bardağı yoğurt
1/2 su bardağı sıvıyağ
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşığı karbonat
Un

Şerbeti için:
2,5 su bardağı şeker
3 su bardağı su
Limon

Yapılışı:
Yumurta, yoğurt ve sıvıyağı mikserle iyice çırpın. İrmiği ilave edip 1-2 dakika daha çırpın. Sonra unu ilave edin. Ben yaparken unu ölçmedim göz kararı koyduğum için sanırım 1 yada 1,5 su bardağı olabilir. Hamur katı olmayacak. Kek hamuru gibi akışkan olacak detayını hafta sonu yaptığımda yazarım tekrar. En sonunda kabartma tozu ve karbonatı da ilave ederek kaşıkla iyice karıştırın. Orta boy yağlanmış tepsiye hamuru boşaltın (Ben borcamların küçük yuvarlak olanlarını kullandım).. Önceden ısıtılmış fırında 180 derecede içi hamur kalmayacak şekilde (20 dk. fırın kapağını açmayın) pişirin.... Pişen revaninizi soğumaya bırakın. Tatlınız soğurken şerbetini hazırlayabilirsiniz. Şerbetiniz kaynayıp kıvama gelince 2-3 damla liman damlatın.. Şerbeti ocaktan alın 1-2 dakika dinlendirin bu arada soğuyan tatlınızı kesin ve sıcak şerbeti üzerine dökün. Kesilmiş tatlınız daha kolay şerbet çekecektir. Servis yaparken istediğiniz gibi süsleyin...Afiyet olsun...

HAYIRLI CUMALAR...

Bir bireyi bazı farklılıklar ve tuhaflıklar meydana getirir. Bunları bastırmak ve birey kişiliğini kaybedene dek bilindik kurallara uymak insandoğasına aykırıdır... Hayat bu harika hayat, bir başkasının kurallarına uyarak yaşanmaz. Aynı istek ve tutkulara sahip olduğumuz doğrudur, ama bunlar farklı şeyler için, farklı zamanlarda baş gösterir. Sonuna kadar kendi hayallerinizin peşinden koşun, yoksa dışarıdan gelen müziği duyar ama asla kendi müziğinizi çalamazsınız... sylvıa NASAR(Akıl OYUNLARI)

5 Şubat 2009 Perşembe

BROWNİ-ISLAK KEK

Canım, biricik dostum ŞENAY'ın tarifi. Görünüşü süper, söylediğine göre çokta lezzetli bir kekmiş. Şenaycım senin elinin değdiği herşey güzel oluyor zaten. Tarifin için çoook teşekkür ederim. Devamını bekliyorum ona göre :) Herzaman da yanımda olduğunu ve bunu hissettirmen çok hoşuma gidiyor. Sarı şekerim benim:) NOT: Resimde gördüğünüz kek için aşağıdaki malzemelerin 2 katı kullanılmıştır.


Malzemeler :

1 su bardağı tozşeker
yarım paket eritilmiş margarin (veya katı yağı yarım ölçü koyup 1 küçük çay bardağı sıvıyağ koyabilirsiniz)
2 yemek kaşığı kakao
2 yumurta
1/2 su bardağı iri kıyılmış fındık
biraz tuz
yarım çay kaşığı kabartma tozu
yarım su bardağı un
1 çay kaşığı vanilya


Yapılışı :
Geniş bir kabın içine un, kakao, kabartma tozunu, vanilyayı ve tuzu birlikte eleyin. Fındığı ilave edip karıştırın. Başka ufak bir kapta şekeri, yumurtaları ve erimiş yağı birlikte çırpma teli veya çatalla karıştırın. Unlu karışımın içine aktarıp, biraz daha karıştırmaya devam edin. Fırınınızı 200C dereceye getirip ısınmaya bırakın. Kek karışımımızı yağlanmış ufak tepsiye döküp 15 dakika kadar pişirin. Soğuduktan sonra tepsiden alıp servis yapın. Afiyet olsun şekerciim...
Not: Bu arada, bu ölçüler küçük kek kalıbı için yani ufak bir kek oluyor. Ölçüleri 2 katı yapınca normal kek boyutunda oluyor ayrıca fırına attıktan sonra kekin kapağını hiç açmamak ve keki oynatmamak gerekli 15-20 dk pişiyor.
İsterseniz dilimledikten sonra servis tabağına koyup üzerine hazır danone yada pudingle de servis edebilirsiniz...

4 Şubat 2009 Çarşamba

RENKLİ PATATES SALATASI




Merhaba arkadaşlar, uzun bi ara vermiştik tarif yazmaya işler yüzünden... Sonunda bi fırsat bulup başlıyoruz bakalım.. Bu salata canım oğlumun doğum günü masasından... Sunumu çok güzel oluyor, tabi tadı da ...

Bu arada doğum günü mesajlarına cevap veremediklerim var. Burdan yorum gönderen bütün arkadaşlara teşekkür ederim oğlum ve kendi adıma.... İyi dilekleriniz için Allah razı olsun... Ve de doğum gününe gelen bütün sevdiklerimize, getirdikleri hediyelere... Minik adamım çok mutluydu o gün....

Arzu arkadaşım bu salatayı beğendiğini yazmış yorumunda, bende doğum günü masasından bu tarifle başlamak istedim.... Herkese afiyet olsun......

Malzemeler:
Patates
Havuç
Maydanoz
Taze soğan
Dereotu
Pancar Turşusu (ben hazır olanlardan kullandım)
Limon
Tereyağı
Tuz
Not: Bütün malzemelerin miktarı isteğinize bağlı....


Yapılışı:

Patateslerin kabukları soyulup 5-6 parçaya bölünerek haşlanır.. (Dilerseniz bütün haşlayıp rendeleyebilirsiniz). Haşlanan patatesler iyice ezilir.. İçine limon, tuz ve tereyağı eklenerek iyice karıştırılır (Tereyağı eriyene kadar)... Ezilmiş patatesler üç eşit parçaya bölünür... Havuçlar rendelenir, yeşillikler doğranır ve pancar turşularından bir kaç tanesi ezilir. Patateslerin bi kısmına rendelenmiş havuçlar karıştırılır, bi kısmına yeşillikler karıştırılır son kısmına da pancarlar karıştırılır..İstediğiniz bir kalıbı streç flimle kaplayın patatesleri istediğiniz sırayla bastırarak döşeyin.. Servis anına kadar buzdolabında bekletin... Kalıbı ters çevirerek patatesleri servis tabağına alın....Afiyet olsun......


Not: Tarifin orjinalinde mayonez vardı, ben mayonezi sevmediğim için tereyağı kullandım. Siz hangisini arzu ederseniz onu kullanabilirsiniz....

2 Şubat 2009 Pazartesi

FARK ETMELİ

Farkında" olmalı insan... Kendisinin, hayatın olayların, gidişatın farkında olmalı.Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen...Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli. Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli. Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli. Henüz bebekken "Dünya benim!"dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların "her şeyi bırakıp gidiyorum işte!" dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli. Baskın yeteneğini fark etmeli sonra. Azraillin her an sürpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan ve ölmeden evvel ölebilmeli.Hayvanların yolda kaldırımda çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.Eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en güzeli) oldu ğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı.Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli. Evinde kedi & köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli. Eşine "seni çok seviyorum!" demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli. Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli. Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını 60-70 yıl sonra sigara yüzünden Azrail'e soba borusu gibi teslim etmenin emanete hıyanet sayılacağını fark etmeli.63 yıllık ömründe hiç karnı doymayan bir peygamber'in ümmeti olarak aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli.Fark etmeliyiz çok geç olmadan..... Selam ve dua ile Ömür dediğin üç gündür,dün geldi geçti yarın meçhuldür,O halde ömür dediğin bir gündür,o da bugündür...