28 Temmuz 2009 Salı

ÇİKOLATALI MUFFİNLER VE POYRAZ BEY

İşler o kadar yoğun ki blogla bir türlü ilgilenemiyoruz. Muffinlerimi 2 hafta önce evime gelen değerli misafirlerim için hazırladım. İçlerinden birini çok iyi tanıyorsunuz bloğumuzun yöneticilerinden SİBEL ve biricik oğlu Poyraz :) Çok tatlı ve akıllıydı MAŞALLAH. Aşağıda kek yerken, şaşkın bakışlı halini ekledim :) Poyraz keki çok seviyormuş onun için özellikle yapmıştım. O kadar güzel konuşuyor ki. "Aju teyje" deyişi halen kulağımda :)

Siteleri dolaşırken blog arkadaşlarımızın yaptığı muffinlere imrenerek bakıyor ve hatta yorumlarım da bile belirtiyordum. Muffin kalıplarım olsa da ben de yapsam diye. Alışveriş merkezlerinin Züccaciye bölümlerini hiç atlamam. Aynı şeylerde olsa hep gezerim. Yine bir gün gezerken bu kalıplar gözüme çarptı ve hemen aldım. DİKKAT: Artık bol bol bloğumuzda Muffin tarifleriyle karşılaşabilirsiniz:))

Tarini Ufuk arkadaşımızın bloğundan aldım. Teşekkür ederim...


Malzemeler:

3 adet yumurta
1,5 su bardağı toz şeker
1/2 ( yarım) su bardağı zeytinyağı
1 su bardağı yoğurt
2 tepeleme çorba kaşığı kakao
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
2-2,5 su bardağı un.

Yapılışı :

Yumurta ve şekeri köpürene kadar çırpın. (Krema kıvamına gelecek) Ayrı bir yerde toz malzemeleri karıştırın. Zeytinyağı ve yoğurdu yumurta karışımına ekleyip, karıştırın. En son toz malzemeleri de eleyerek ekleyip, karıştırın. Muffin kalıplarının yarısıne kadar kek malzemesini paylşatırın. Üstlerini istediğiniz malzemelerle süsleyebilirsiniz. Ben ceviz ve damla çikolata ile süsledim. Önceden ııstılmış 180 derece fırında yaklaşık 15 dakika pişirin. (Arada kürdanla kontrol edin. Batıracağınız kürdan temiz çıkıyorsa pişmiş demektir.) Not: Çok pişiriseniz içleri kuru ve sert olur. Mümkün olduğu kadar muffinleri pişer pişmez bekletmeden fırından çıkarın ve henüz sıcaklarken muffin kalıbı veya tepsisinden çıkarmadan, üstlerine temiz bir mutfak havlusu örterek soğutun. Bu şekilde daha nemli ve yumuşak oluyorlar. Afiyet olsun...

24 Temmuz 2009 Cuma

ZEYTİNYAĞLI FASULYE

Yazın en güzel yemekleri Zeytinyağlılar. Geçtiğimiz haftasonu yapmıştım, yayınlaması bugüne kısmetmiş. Bu ara işlerden dolayı yoğun olduğumuz için Bloğumuza pek vakit ayıramıyoruz. Arşivde ekleyecek çok şey ama. Görüşmek üzere, iyi hafta sonları diliyoruz herkese...

Malzemeler:
1 kg taze fasulye
3 adet büyük boy domates
1 adet kuru soğan
1-2 diş sarımsak
1 tatlı kaşığı şeker
zeytinyağ
tuz
Yapılışı:
Fasulyeleri verev şekilde doğrayın. Zeytinyağda doğranmış soğanı ve sarımsağı kavurun. Tuz ve şekerini ekleyin. Domatesleri küçük küçük doğrayıp, 1-2 dakika pişirin. Son olarak fasulyeleri ve 1 bardak sıcak suyu ekleyip, pişirin. Afiyet olsun. (Ben düdüklü tencerede çok kısa sürede pişiriyorum.)

10 Temmuz 2009 Cuma

YOĞURTLU PATLICAN SARMA


Bu tarifi Sevgili (Lezzethane) Buket'ten aldım. Çok pratik ve hafif bir tarif. Hemde masanızda misafirleriniz için güzel bir alternatif oluyor.

Malzemeler:

5-6 adet patlıcan
Süzme yoğurt
7-8 diş sarımsak
tuz
1 yemek kaşığı kadar zeytinyağı

Yapılışı :

Patlıcanları alacalı soyun, uzunlamasına dilimleyin, tuzlu suda 20-30 dakika bekletin. Sonra patlıcanların suyunu sıkıp, fırça yardımıyla önlü arkalı yağ sürüp, tavada kızartın. Diğer tarafta süzme yoğurda sarımsakları ezip, biraz tuz ve 1 yemek kaşığı zeytinyağını ekleyip karıştırın. Kızarttığınız patlıcanların arasına sürüp, rulo şeklinde sarın, kürdanla tutturun. Afiyet olsun...

9 Temmuz 2009 Perşembe

ZEYTİNYAĞLI BARBUNYA

Yaz günlerinin en güzel yemekleri Zeytinyağlılar. Hem doyurucu hem de hafif oluyor... Resimler biraz acele oldu ama...

Malzemeler :

1 kg Barbunya
1 adet soğan
2 adet büyük domates
1 adet havuç
zeytinyağ
tuz
üzerine maydanoz

Yapılışı :

Tencereye yağ ve küçük küçük doğranmış soğanları ilave edip kavurun. Daha sonra küp küp doğradığınız havuçlarıda ilave edip, kavurun. Son olarak barbunyayı, doğranmış domatesleri, tuzunu ve üzerini geçecek kadar su ilave edip, pişirin. Soğuduktan sonra maynozlarla süsleyip, servis yapabilirsiniz...

SARIMSAKLI PİLAV

Annemim çok yaptığı ve benimde favori bulgur pilavım. Domatesli olandan daha çok severim. Yanında da turşu ımmm başka ne istenirki...

Malzemeler:

2 su bardağı bulgur
4,5 - 5 su bardağı sıcak su (Tavuk suyu da ilave ederseniz daha da güzel olur)
6-7 diş sarımsak (ne kadar bol olursa o kadar güzel oluyor)
yağ
tuz


Yapılışı :

Tencereye yağı koyup, bulguru biraz kavurun. Üzerine suyu, tuzu ve sarımsağı ilave edip, karıştırıyoruz. Kısık ateşte pişirin. Afiyet olsun...

8 Temmuz 2009 Çarşamba

HAYDARİ


Haydariyi çok seviyoruz. Çok basit aslında tarife gerek yok ama yinede yazayım. 1 kutu süzme yoğurda, bol sarımsak ezin, biraz zeytinyağı, nane ve tuz ekleyerek karıştırın. Immm nefis oluyor...

6 Temmuz 2009 Pazartesi

MUHALLEBİLİ KADAYIF


Bu tatlı için çok güzel yorumlar duydum ve okudum. Bende misafirlerim için değişik bir tatlı yapayım dedim. 1 saati geçmiştir tatlının yapımı. Açıkçası kadayıfı kavurma işlemi büyük bir sabır istiyor ama sonuç mükemmel. Tarifi Portakal Ağacı'ndan aldım. Teşekkür ediyorum. Sevgiler...

Malzemeler:
350 gr kadayıf
6 yemek kaşığı toz şeker
5 yemek kaşığı tereyağı
1 su bardağı doğranmış ceviz

Muhallebi Malzemeleri:
1kg süt
4 yemek kaşığı un
2 yemek kaşığı mısır nişastası
1 su bardağı toz şeker
1 küçük paket (süt paketinde) krema
Yapılışı :
Muhallebiyi için süt kreması hariç bütün malzemeleri tencereye koyup, muhallebi kıvamına gelene kadar sürekli karıştırarak pişirin. Soğumaya bırakın. Muhallebi soğuduktan sonra kremayı ekleyip, mikserle karıştırın.
Kadayıfı 1 gün öncesinden derin dondurucuya koyun. Dondurucudan alıp kolayca kırarak tencereye koyun. İçine yağı, şekeri ilave edip orta harlı ateşte sürekli karıştırarak kavurun. Pembe hale gelince cevizi ekleyin. Ateşten alıp soğutun.

Kadayıfın yarısını büyük borcama serin. Üzerine muhallebiyi yayın. Kalan kadayıfı da serin. Afiyet olsun...

1 Temmuz 2009 Çarşamba

BİRECİK - KELAYNAK KORUMA ÇİFTLİĞİ


3. gün Şanlıurfa'ya doğru yola çıktık. İlk durağımız Birekcik'teki Kelaynalar Koruma Çiftliği. Yeşillikler içinde çok güzel bir yerdi. Giderken Birecik Barajı üzerinden de geçtik. Bize kelaynalar hakkında bilgi verdiler. Türkiye'de sadece Birecik'te Kelaynaklar yaşıyormuş. Yaklaşık 100 adet Kelaynak bulunuyormuş. Bizim ülkemizdeki Kelaynak kuşları göç edenlerdenmiş. Yanlış hatırlamıyorsam Suriye'deki Kelaynak kuşları göç etmezlermiş. Bu çok ilginç gelmişti.
Daha önceki senelerde Birekcik'ten birkaç tane Kelaynak kuşu göç etmeleri için bırakılıyormuş. Hatta kuşları uydudan izlemek için çip bile takmışlar. Ama birçoğu yolda hava şartlarından dolayı yada avlandıklarından geri gelmemişler. Bu yüzden nesli tükenmek üzere oldukları için göç amacıyla bırakmıyorlarmış.
En ilginç tarafıda tek eşli hayvanlar olmaları. Birini seçiyorlar ve ömür boyu onunla birlikte olup, yaşıyorlar....
Kelaynak (Geronticus eremita), kayalık veya yarı çöl kurak yaşam alanlarında bulunan iri yapılı, suda veya çamurda yürüyen ince uzun kıvrık gagalı, 70-80 cm uzunluğunda, 120-135 cm kanat genişliğinde bir kuş türü.
Ortadoğu ve Afrika ,Kuzey Sahra çöllerinde kayalıkların uçurumlarında 2-3 yumurta yumurtlayarak ürer. Böcekler ve diğer küçük yaratıklarla beslenirler. Önceleri Ortadoğu, Kuzey Afrika ve hatta Avrupa Alplerinde yaygın bulunmaktayken 400 yıl önce buralardan yok olmuştur. Kendi mesafe alanında göçmen bir kuştur. Kışı geçirdiği yerler Sudan'ın bir kısmı, Etiyopya, Eritre ve belki de Somali' nin bazı yerleri ,Yemen ve Suudi Arabistan'dır. Bu tür şimdi resmi olarak kritik tehlike sınırındadır. Vahşi olarak yaşayan nüfusu 420 olarak tahmin edilmektedir. Ve yaklaşık 1500'ü tutsaktır (2004). Yaşayabilecekleri yerler Fas,Türkiye ve Suriye'dir.

Dünyada sadece Türkiye'de (Birecik/ Urfa) ve Fas'da koruma altında az sayıda bulunmaktadırlar. Dünya popülasyonları yaklaşık 500 bireydir. Türün doğal yaşam alanı Alpler'den Kızıldeniz'e, Fas'dan Güneydoğu Anadoluya kadar uzanan geniş bir coğrafyadır. Yanlış tarım politikaları sonucunda kurutulan sulak alanlar ve böcek öldürmek için tarlalarda kullanılan ağır kimyasallar (Özellikle DTT) bu kuşun neslini tükenmenin eşiğine getirmiştir.
Türkiye'de yaşayan yaklaşık 75 bireyin göç etmesine izin verilmemekte ve göç zamanı kuşlar kafeslere alınmaktadır. Ama Suriye'de 3-4 bireyden oluşan ve hala kışın göç eden küçük bir topluluğa rastlanmıştır. Kuşla ilgili gerek Avrupa gerek Türkiye kaynaklı yeni projeler kuşları güvenli şekilde göç ettirebilmeyi amaçlar, buna çalışmaktadır. KELAYNAK ÜRETME İSTASYONU Kelaynak üretme istasyonu, Dünyada yok olan ve sadece Birecik’te varlıklarını sürdüren göçmen Kelaynak kuşlarının tamamen yok olmaması amacıyla bir kısmının göç öncesi kafeslere alınmıştır. Göçe gidenlerin dönüşüyle birlikte, tekrar doğaya bırakılarak yarı vahşi olarak varlıklarını sürdürmeleri amacıyla Orman Genel Müdürlüğü tarafından “Kelaynak Üretme İstasyonu” 1977 yılında kurulmuştur. 1990 yılına kadar göç etmesine izin verilen Kelaynakların dönüşleri devam etmiş, fakat 1990 yılında sadece bir kuş dönmüştür. 1997 yılına kadar kafeslere alınan Kelaynakların göç etmesine bu yıl devam edilmiş ve 25 adet kuş bırakılmıştır. Ancak dönüş olmayınca bırakılmaya 1998 yılından itibaren son verilmiştir. İstasyondaki kuşların beslenmesi için her Kelaynak kuşuna günlük olarak; 100 gr. kırmızı et, 14 gr. tuzsuz peynir, 44 gr. havuç, 44 gr. civciv yemi ve 0.13 adet haşlanmış tavuk yumurtası iki öğün halinde taze olarak karıştırılarak verilir. 1990 yılından beri Kelaynak kuşlarının göç ile geri dönmemeleri ve 1998 yılından beri göçe kuş bırakılmaması ile İstasyondaki kuşlarının davranışlarının izlenmesi, kaydedilmesi konularından hareket edilerek BİRECİK KAYMAKAMLIĞI ile ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI arasında 20.03.2007 tarihinde iki adet PROTOKOL imzalanmıştır.

(1)nolu Kelaynak Protokol’ü ile Kaymakamlık tarafından Üretme İstasyonundaki Kelaynak kuşlarının Kapalı Devre Kamera Sistemi ile izlenmesi sistemi kurulmuştur. Bu sistem ile Kelaynakların izlenmesi ve canlı görüntülerin Internet üzerinden insanlığın hizmetine sunulmasına başlanmıştır. (2)nolu Kelaynak Protokol’ü ile 1997 yılından beri göçe bırakılmayan Kelaynak kuşlarından bir kısmına uydu takip cihazı takılarak göçe gönderilmesi ve bu kuşlardan gönderilen verilerin değerlendirilmesi ve Internet üzerinden yayınlanması amaçlanmıştır. Bunun için gerekli olan çalışmalar tamamlanmış ve Kelaynakların göç zamanı olan Ağustos’un ilk haftası üç aileden toplam 5 Kelaynak kuşlarımız göç yoluna bırakılmıştır.
Dünyada sadece Birecik’te ve Fas’ta bulunan kelaynakların bir özelliği de tek eşli olmalarıdır.Bolluk ve bereketi simgeleyen ve Birecik’in sembolü olan Kelaynakların yok olmaması ve gelecek nesillere aktarılması için İlçe Kaymakamlığınca tüm olanaklar seferber edilerek, sivil toplum örgütleriyle de işbirliği yaparak çalışmalar en iyi şekilde devam etmektedir.
Kelaynakların yok olmasının bir çok nedeni vardır. Bunların başında avcılık gelir.Beslenme alanlarının çeşitli nedenlerle kaybı,1950 yılında çekirge salgınına karşı yapılan DDT ilaçlaması Birecik'teki kelayanakların hızla yok olmasına neden olmuştur. Kurtulanlar ise ilacın etkisinden birkaç sene yumurta vermemiştir.

Türkiye ve Suriye' deki kelaynaklar (Doğu'daki topluluklar) ,Fas'daki kelaynaklardan (Batı'daki topluluklar) dış görünüm olarak farklıdırlar. Bu iki farklı kelaynak topluluğu arasında davranış farklılıkları da vardır. Fas'daki kelaynaklar göç etmezken Birecik ve Suriye'deki kelaynaklar göç ederler.

1954 yılında Birecik'te 600 çiftten fazla ve üreyen bir topluluk vardı.DDT ilacının uygulamasından sonra ,Birecik'te 1962 yılında kelaynakların toplam sayısı 130 çift idi(kalmıştır).Ve 1972'ye kadar kuşların hiçbiri yumurta çıkarmamıştır. 1973 yılına gelindiğinde ise 26 çift kelaynak kalmıştır. 1982 yılında ise sadece 17 tane kuş Afrika'dan geri dönmüştür. Ve 6 çift doğal ortamında üremiştir.

1990 yılından sonra artık, Birecik'te yarı yabani kuşlar üreme dönemine hazırlık için Şubat-Mart aylarında kafeslerinden çıkarılır ve göç zamanına doğru Temmuz-Ağustos aylarında tekrar kafeslerine alınırlar. Bu dönem içerisinde kuşlar doğal ortamlarında serbestçe uçup, üreyebilirler. Üreme istasyonunun içindeki kayalıklar ve tahta yuvalarda üreyen kelaynaklara günde iki defa yem verilir. Kuşlar aynı zamanda Fırat'ın kenarındaki alanlara gidip beslenebilirler.

Günümüzdeki durum

Çevre ve Orman Bakanlığı'yla, Doğa Derneği tarafından Kelaynaklarla ilgili eğitim projesi uygulanmaktadır. Projeyle, kelaynakların tanıtımına katkı sağlamak ve bölgeye daha çok ziyaretçinin gelmesi hedeflenmektedir. Doğa Derneği tarafından görevlendirilen Turan Çetin ,kelaynakların doğal yaşamları hakkında gözlem yapmakta ve veri alt yapısı oluşturmaktadır. Günümüzde 83 kelaynak olmakla bereber 13 tane yavru bulunmaktadır.Ve Birecik'teki kelaynakların sağlık durumları da iyidir. kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki

26 Haziran 2009 Cuma

YILLARIN ESKİTEMEDİĞİ TAHMİS KAHVESİNDE MOLA - MENENGİÇ KAHVESİ YADA ÇAYI


Rehberimiz bizi buranın en eski kahvesi olan Tahmis Kahvesine Menengiç kahvesi içmeye götürdü. Kahvede hep bölgenin insanları vardı (hepsi erkekti) sohbet ediyorlar, tavla ya da okey oynuyorlar... Biz çatı katına çıktık. Orası daha tenhaydı. Tarih kokuyordu gerçekten. Kahvelerimizi istedik. Gerçi tadını hiç bilmiyorduk, biraz tereddütlüydük ama buralara gelme amacımız şehirleri tanımak, yöresel yemeklerini tatmak değilmiydi? Şansa kadere dedik. Kahveler geldi çok ağır kokuyordu. Şeker de koysam banamısın demiyordu. Buradaki insanlar alışmış tabi ama bana dediğim gibi ağır geldi. Yarısına kadar içebildim. Menengiç fıstığın işlenmemiş haliymiş. Çokta faydalıymış gerçekten...

Menengiç Ağacı Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgesinin dağlık kırsal kesimlerinde ekimi yapılmadan Ekolojik olarak yetişir.Ülkemizin doğal bitki örtüsünün bir parçasıdır. Latincede pistacia terebinthus diye anılan Menengiç ,Yörelere göre Çitlenbik,Çıtlık,Çitemik,Çedene,Bıttım, gibi Farklı isimler almıştır, Menengiç Kahvesi bu ağacın meyvesinden üretilmektedir. Menengiç Kahvesinin içinde kimyasal madde yoktur % 100 doğaldır.

FAYDALARI
Öksürüğü keser,balgam söktürür.,nefes açıcıdır,nefes darlığına iyi gelir, antiseptik özelliği vardır, göğsü yumuşatır,solunum yollarına faydası vardır.Ayak terlemelerini önler ,yaraları tedavi eder,böbrek kumlarının dökülmesine yardımcı olur, ses tellerine iyi gelir,mide ağrılarını dindirir.

HAZIRLANIŞI
Menengiç Kahvesi Türk Kahvesi tarzında ağır ateşte pişirildiği gibi,Hazır kahve tarzında da kullanılabilir. Türk Kahvesi usulü pişirmek için cezveye her fincan için iki çay kaşığı kahve,isteye göre şeker ilave edilip kısık ateşte bir iki taşım kaynatılır.Biraz bekledikten sonra servis yapılır. Hazır ( İnstant ) Kahve usulü hazırlamak için her fincan için bir çay kaşığı kahve iki çay kaşığı kahve kreması, isteğe göre şeker ilave ederek üzerine kaynar su konup karıştırılır.Bu hazırlanış şekli pişirmeye göre daha kolay ve pratiktir.

Keyifli sohbetlerin yapıldığı, memleket sorunlarının tartışıldığı, çaylar yudumlanırken tavla, okey ve kağıt oyunlarının oynandığı Tahmis Kahvesi, eski semt kahveleri gibi; giderek yaygınlaşan kafe kültürüne direnircesine dimdik ayakta kalma mücadelesi veriyor.

Kor olmuş, köz ateşte yapılan çayın yanı sıra, özel olarak yapılan menengiç kahvesi ile bir tutku haline gelen Tahmis Kahvesi, Türkiye’nin en güzel semt kahvehanelerinin tespiti için yapılan bir araştırma sonucunda; turist rehberleri, gezginler, gazeteciler, yazarlardan oluşan büyük jüri tarafından Türkiye’nin en gözde 10 kahvehanesi arasında yer aldı.

Gaziantep, Kozluca Mahallesi, eski buğday arasasının kuzeyinde yer alan Tahmis Kahvesi, Mevlevihane’ye gelir amaçlı yaptırılan dükkanlardan yalnızca bir tanesi. Gaziantep Şer’i Mahkeme Sicil kayıtları, 1635 tarihli vakfiyesi ve Mevlevihane’nin semahane kapısı üzerindeki 1638 tarihli Farsça kitabesinden “Ayıntab Sancak Beyi Türkmen Mustafa Ağa Bin Yusuf” tarafından yaptırıldığı anlaşılıyor.

Tahmis’in kelime olarak kökeni Arapça. Osmanlıca’ya da buradan girmiş. Kelime anlamı, “kavrulmuş ve öğütülmüş kahve satan yer” demek. Tahmis’in sonu “sin” ile biterse, ateşte kızdırıp kavurma – kahve kavrulan yer – kahve satılan ye anlamına gelir. Eğer sonu “sat” ile biterse, “dövülmüş kahve satan yer” anlamında kullanılır.

Tahmis isminin Kurtuluş Savaşı öncesi, Antep’i işgal eden İngilizler tarafından verildiği konusunda bir söylenti var. İngilizler işgal günlerinde burada konaklamış ve İngiltere’deki “Theimes Nehri” ile bağlantı kurarak buraya kısaca “Tayms” demişler. Ancak, kahvehane müdavimlerinin anlatımlarına göre, kahvehanenin ismi ile İngilizler’in hiçbir bağlantısı yok. Burası işgalden önceki yıllarda da “Tahmis Kahvesi” olarak anılmaktaydı…


Kahvehane, kuruluşundan bugünü dek çok değişik insan topluluklarına ev sahipliği yapmış. Dönemin siyasi, ekonomik, eleştirel sohbetleri burada yapılmış, şairler tarafından “tahmis”ler yazılır, yaşanmış halk hikayelerinin en güzel örnekleri yine burada dinleyicileriyle buluşmuş. Belki de burayı diğerlerine göre ayrıcalıklı tutan, en büyük özelliği fiziksel dokusundan çok, tarihe yaptığı tanıklığı, edebiyatın, musikinin, karagöz gösteri sanatının en güzel örneklerinin sunulduğu mekan olmasıdır.


Tahmis Kahvesi uzun yıllar “Lokuslu Kahvehane”, “Tömbekici Kahvehanesi” olarak da anıldı. Cumhuriyet’in ilan edildiği yıllarda, Halkevi’nden sonra bilinen en büyük salon olması nedeniyle, toplantı salonu olarak da uzun yıllar bir çok olaya tanıklık etti. Yine, bazı kahvehane müdavimleri tarafından uzun yıllar dericilerin mezat salonu olarak da kullanıldığı anlatılanlar arasında. Ancak, kahvehanenin mezat salonu olduğuna dair hiçbir kaynakta doğrulayıcı bilgiye ulaşamadım. Hatta, mezat için getirilecek olan derinin yayacağı koku da düşünülürse, Tabakhane semtinde o yıllardaki “Alaha Kahvesi” ile burasının karıştırıldığını düşünüyorum. Kahvehanenin etrafındaki “zahireci” dükkanlarının bu bölgede yoğunlaşması ve köylünün ürününü buralarda satışa sunduğu da dikkate alınırsa, Tahmis Kahvesinin çok uzun yıllar bugünkü buğday borsasının görevini o yıllarda üstlendiğini söylemek pek de yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Örneğin, H. 1277 yılında Antep, Halep valiliğine bağlı bir kaymakamlık iken, Battal Bey’in de bu kahvehaneye geldiği, tömbeki içtiği söylenir. Battal Bey için anlatılan bir de rivayet vardır. Arasa meydanından buğdayı çekip fiyatı yükseltmeye çalışan bir gurup esnafa karşı Battal Bey’in tutumu aradan geçen bunca zamanda dahi halen anlatılır. Battal bey elinde sopasıyla Tahmis Kahvesi’nin çapraz köşesinde bulunan dut ağacına vurarak, sözde dut ağacıyla konuşur. “Sabah gün ağarana kadar bu meydan senin boyunda buğday ile dolmaz ise, bu esnafın kafasıyla bu meydanı doldururum” diyerek, esnafa üstü kapalı bir gönderme yapar. Battal beyin sözleri etkili olur ve gerçekten sabah namazından önce arasa meydanında buğday kömmeleri öbek öbek dizilir. Tahmis Kahvesi’nin içinde bulunduğu meydan o yıllarda Antep’in nabzının attığı, kentin ekonomisinin yön bulduğu alandır.

Kahvehanenin 1640 – 1903 arası dönemde hangi amaçla kullanıldığına ilişkin sağlıklı bir bilgiye ulaşamadım. Ancak, 1903 yılındaki büyük arasa yangınından sonra burası, bir kahvehane olarak günümüze dek gelmiş. Bir asırlık yaşam hikayesinde bazı değişikliklere uğrasa da Tahmis, özünü korumayı başarmış. kaynak :
http://www.gaziantep.net/

GAZİANTEP KALESİ


Gaziantep kalesine doğru yola koyulduk. Kale çok güzeldi. Bazı yerlerini gezemedik çünkü kapalıydı. Gaziantep’i kurtarmak için büyük bir mücadele gösterilmiş. Görünce etkilenmemek mümkün değil. Kaleye ilk girişte bizi komutanlar ve askerler karşılıyordu. (heykellerle)




Gaziantep Kalesi, Türkiye’de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisi olup, gerek ihtişamı ve heybetiyle, gerekse bir sır gibi gizlediği tarihiyle şehir merkezinde, Alleben Deresi’nin güney kenarında, yaklaşık 25-30 m. yükseklikte hemen herkesin dikkatini çeken bir tepe üzerindedir.

Gaziantep Kalesinin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hususunda kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte tarihi günümüzden 6000 yıl geçmişe, kalkolitik döneme kadar giden bir höyük üzerinde kurulduğu, M.S II-III yüzyıllarda ise kale ve çevresinde “Theban”isimli küçük bir kentin olduğu bilinmektedir. M.S. II-IV. yüzyıllarda Kalenin, ilk olarak Roma döneminde bir gözetleme kulesi olarak yapıldığı ve zaman içerisinde genişletildiği yapılan arkeolojik kazılar neticesinde anlaşılmıştır. Bugünkü biçimini ise “Kaleler Mimarı” olarak adlandırılan Bizans İmparatoru Justinyanus döneminde M.S. VI. (M.S 527-565) yüzyılda almıştır. Yine bu dönemde kale önemli bir onarım geçirmiş olup, onarım sırasında tesviyenin sağlanması için, güney bölüm kemerli ve tonozlu galerilerden oluşan substrüksiyon (temel) yapılarıyla donatılmış, bu galerilerle birbirine bağlanan kuleler inşaa edilmiş ve sur bedenleri batı, güney ve doğuya, tepenin sınırına kadar genişlemiştir. Kale bu haliyle çapı yaklaşık 100 m., çevresi 1200 m. olan gayrı muntazam dairesel bir şekle sahiptir. Kale bedenleri üzerinde 12 adet kule mevcuttur. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Kale’nin 36 burcundan bahsetmektedir. Günümüzde ise bunların yalnızca 12 tanesini görebilmekteyiz. Geri kalan 24 burcun ise kalenin dış surları üzerinde bulunduğu ve günümüz kadar gelemediği sanılmaktadır. Kale çevresinde, eni 30 m., derinliği ise 10 m. olan bir hendek bulunmakta ve kaleye geçiş ise köprü ile sağlanmaktaydı. Kale köprüsünü geçip, asıl kale kapısına ulaşmadan, sol tarafta ise halk tarafından İmam-ı Gazali Hazretlerinin Makamı olarak adlandırılan bir burç bulunmaktadır. Bizans dönemini takip eden yıllarda özellikle Memluklular, Dulkadiroğulları ve Osmanlılar ihtiyaca göre kaleyi zaman zaman onarmışlar ve buna dair de onarım kitabeleri koymuşlardır.Kale ikinci defa, 1481 yılında Mısır Sultanı Kayıtbay tarafından elden geçirilmiştir. Ana kapı üzerinde yer alan kitabeden, ana kapı ve kale köprüsünün iki yanındaki kulelerin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1557 yılında yeniden yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Asıl kale kapısından girince, kalenin iç kesimlerine ve üstüne doğru açılan iki yol vardır. Sola açılan yoldan, kalenin üst kısmına ulaşılır. İç kesimlerine doğru devam eden yoldan ise; galeri, dehliz ve kale odalarına ulaşılır. Kalede ana kütle altında ise bir su kaynağı bulunmaktadır.1989 yılından bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Gaziantep İl Özel İdare Müdürlüğü tarafından tahsis edilen ödenekler ile aralıklı yapılan kazı ve restorasyon çalışmaları ile kalenin çevresi belirlenmiş, koruma duvarı yapılmış, çıkış yolu islah edilerek, taş döşenmiş, yaklaşık 190 m. uzunluktaki galeri temizlenmiş, sur bedenleri onarılarak yükseltilmiş, ana kapılar aslına uygun olarak yapılmış ve diğer kapı girişleri, demir parmaklıklarla kapatılarak, tehlikeli durumdan kurtarılmıştır. Bu çalışmaların teknik aşamaları ise Gaziantep Arkeoloji Müzesi tarafından yürütülmüştür.Halen Gaziantep Arkeoloji Müzesi tarafından yürütülen arkeolojik kazılar sonucunda, Osmanlı dönemine ait bir hamam ile 2000 yılında yapılan kazılarda ise, bir camii ortaya çıkartılmıştır. Hamamın banyo, buhar odası ve buhar odası ve bacaları ortaya çıkarılmıştır. Buhar odasının köşesinde bulunan kanallar vasıtasıyla içeride buhar fazlalaşınca dışarıya verildiği sanılmaktadır. Hamam; mimari olarak pek gösterişli olmamakla birlikte teknik bakımdan üstün özellikler taşımaktadır. Cami ise Osmanlı mimarisi tarzında olup, dikdörtgen planlıdır. Caminin güney cephesinde yarım daire şeklinde mihrap,mihrabın sağında ve solunda ikişer adet kitap koyma bölümleri ve mihrabın sol tarafında güneyden dışarıya açılan bir kapı girişi ortaya çıkartılmıştır. Ayrıca mihrabın sağ tarafından kızaklı bir minberin de yeri bulunmuştur.Ayrıca 2002 yılından günümüze kadar devam eden kazı çalışmalarında ise Kale Hamamı’nın kuzeyinde, Kale Camisinin doğusunda ve güneyinde 5x5 metrelik açmalarla kazı çalışmaları sürdürülmektedir. Bu kazılarda çeşitli mimari yapı kalıntıları, çok sayıda Erken İslam, Bizans ve Osmanlı dönemine ait keramik parçaları, metal parçaları, mermi çekirdekleri, çoğunluğu Bizans dönemine ait çok bilezik parçaları ile pişmiş toprak kandiller, Bizans ve Osmanlı dönemine ait sikkeler, çok sayıda demir gülle, çakmaklı tüfek parçaları ve pişmiş topraktan yapılmış bazıları mühürlü pipo(lüle) parçaları ile bazı hayvan kemikleri ele geçmiştir. Kalenin etrafında ise hendek yeri tespit edilmiş olup, önümüzdeki günlerde ise Hendek kazılarına başlanılacaktır. Tüm bu yapılan ve yapılacak olan çalışmalarla Gaziantep Turizmine kazandırılan ve Gaziantep Turizmine bir güneş gibi doğan Gaziantep Kalesi bütün ihtişamıyla ziyaretçileri beklemekte ve şehir merkezinde Gaziantep Turizminin önemli cazibe merkezlerinden birisi haline gelmiştir. kaynak : Gaziantep Kalesi, Türkiye’de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisi olup, gerek ihtişamı ve heybetiyle, gerekse bir sır gibi gizlediği tarihiyle şehir merkezinde, Alleben Deresi’nin güney kenarında, yaklaşık 25-30 m. yükseklikte hemen herkesin dikkatini çeken bir tepe üzerindedir. Gaziantep Kalesinin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hususunda kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte tarihi günümüzden 6000 yıl geçmişe, kalkolitik döneme kadar giden bir höyük üzerinde kurulduğu, M.S II-III yüzyıllarda ise kale ve çevresinde “Theban”isimli küçük bir kentin olduğu bilinmektedir. M.S. II-IV. yüzyıllarda Kalenin, ilk olarak Roma döneminde bir gözetleme kulesi olarak yapıldığı ve zaman içerisinde genişletildiği yapılan arkeolojik kazılar neticesinde anlaşılmıştır. Bugünkü biçimini ise “Kaleler Mimarı” olarak adlandırılan Bizans İmparatoru Justinyanus döneminde M.S. VI. (M.S 527-565) yüzyılda almıştır. Yine bu dönemde kale önemli bir onarım geçirmiş olup, onarım sırasında tesviyenin sağlanması için, güney bölüm kemerli ve tonozlu galerilerden oluşan substrüksiyon (temel) yapılarıyla donatılmış, bu galerilerle birbirine bağlanan kuleler inşaa edilmiş ve sur bedenleri batı, güney ve doğuya, tepenin sınırına kadar genişlemiştir. Kale bu haliyle çapı yaklaşık 100 m., çevresi 1200 m. olan gayrı muntazam dairesel bir şekle sahiptir. Kale bedenleri üzerinde 12 adet kule mevcuttur. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Kale’nin 36 burcundan bahsetmektedir. Günümüzde ise bunların yalnızca 12 tanesini görebilmekteyiz. Geri kalan 24 burcun ise kalenin dış surları üzerinde bulunduğu ve günümüz kadar gelemediği sanılmaktadır. Kale çevresinde, eni 30 m., derinliği ise 10 m. olan bir hendek bulunmakta ve kaleye geçiş ise köprü ile sağlanmaktaydı. Kale köprüsünü geçip, asıl kale kapısına ulaşmadan, sol tarafta ise halk tarafından İmam-ı Gazali Hazretlerinin Makamı olarak adlandırılan bir burç bulunmaktadır. Bizans dönemini takip eden yıllarda özellikle Memluklular, Dulkadiroğulları ve Osmanlılar ihtiyaca göre kaleyi zaman zaman onarmışlar ve buna dair de onarım kitabeleri koymuşlardır.Kale ikinci defa, 1481 yılında Mısır Sultanı Kayıtbay tarafından elden geçirilmiştir. Ana kapı üzerinde yer alan kitabeden, ana kapı ve kale köprüsünün iki yanındaki kulelerin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1557 yılında yeniden yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Asıl kale kapısından girince, kalenin iç kesimlerine ve üstüne doğru açılan iki yol vardır. Sola açılan yoldan, kalenin üst kısmına ulaşılır. İç kesimlerine doğru devam eden yoldan ise; galeri, dehliz ve kale odalarına ulaşılır. Kalede ana kütle altında ise bir su kaynağı bulunmaktadır.1989 yılından bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Gaziantep İl Özel İdare Müdürlüğü tarafından tahsis edilen ödenekler ile aralıklı yapılan kazı ve restorasyon çalışmaları ile kalenin çevresi belirlenmiş, koruma duvarı yapılmış, çıkış yolu islah edilerek, taş döşenmiş, yaklaşık 190 m. uzunluktaki galeri temizlenmiş, sur bedenleri onarılarak yükseltilmiş, ana kapılar aslına uygun olarak yapılmış ve diğer kapı girişleri, demir parmaklıklarla kapatılarak, tehlikeli durumdan kurtarılmıştır. Bu çalışmaların teknik aşamaları ise Gaziantep Arkeoloji Müzesi tarafından yürütülmüştür.Halen Gaziantep Arkeoloji Müzesi tarafından yürütülen arkeolojik kazılar sonucunda, Osmanlı dönemine ait bir hamam ile 2000 yılında yapılan kazılarda ise, bir camii ortaya çıkartılmıştır. Hamamın banyo, buhar odası ve buhar odası ve bacaları ortaya çıkarılmıştır. Buhar odasının köşesinde bulunan kanallar vasıtasıyla içeride buhar fazlalaşınca dışarıya verildiği sanılmaktadır. Hamam; mimari olarak pek gösterişli olmamakla birlikte teknik bakımdan üstün özellikler taşımaktadır. Cami ise Osmanlı mimarisi tarzında olup, dikdörtgen planlıdır. Caminin güney cephesinde yarım daire şeklinde mihrap,mihrabın sağında ve solunda ikişer adet kitap koyma bölümleri ve mihrabın sol tarafında güneyden dışarıya açılan bir kapı girişi ortaya çıkartılmıştır. Ayrıca mihrabın sağ tarafından kızaklı bir minberin de yeri bulunmuştur.Ayrıca 2002 yılından günümüze kadar devam eden kazı çalışmalarında ise Kale Hamamı’nın kuzeyinde, Kale Camisinin doğusunda ve güneyinde 5x5 metrelik açmalarla kazı çalışmaları sürdürülmektedir. Bu kazılarda çeşitli mimari yapı kalıntıları, çok sayıda Erken İslam, Bizans ve Osmanlı dönemine ait keramik parçaları, metal parçaları, mermi çekirdekleri, çoğunluğu Bizans dönemine ait çok bilezik parçaları ile pişmiş toprak kandiller, Bizans ve Osmanlı dönemine ait sikkeler, çok sayıda demir gülle, çakmaklı tüfek parçaları ve pişmiş topraktan yapılmış bazıları mühürlü pipo(lüle) parçaları ile bazı hayvan kemikleri ele geçmiştir. Kalenin etrafında ise hendek yeri tespit edilmiş olup, önümüzdeki günlerde ise Hendek kazılarına başlanılacaktır. Tüm bu yapılan ve yapılacak olan çalışmalarla Gaziantep Turizmine kazandırılan ve Gaziantep Turizmine bir güneş gibi doğan Gaziantep Kalesi bütün ihtişamıyla ziyaretçileri beklemekte ve şehir merkezinde Gaziantep Turizminin önemli cazibe merkezlerinden birisi haline gelmiştir.Gaziantep Kalesi, Türkiye’de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisi olup, gerek ihtişamı ve heybetiyle, gerekse bir sır gibi gizlediği tarihiyle şehir merkezinde, Alleben Deresi’nin güney kenarında, yaklaşık 25-30 m. yükseklikte hemen herkesin dikkatini çeken bir tepe üzerindedir. Gaziantep Kalesinin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hususunda kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte tarihi günümüzden 6000 yıl geçmişe, kalkolitik döneme kadar giden bir höyük üzerinde kurulduğu, M.S II-III yüzyıllarda ise kale ve çevresinde “Theban”isimli küçük bir kentin olduğu bilinmektedir. M.S. II-IV. yüzyıllarda Kalenin, ilk olarak Roma döneminde bir gözetleme kulesi olarak yapıldığı ve zaman içerisinde genişletildiği yapılan arkeolojik kazılar neticesinde anlaşılmıştır. Bugünkü biçimini ise “Kaleler Mimarı” olarak adlandırılan Bizans İmparatoru Justinyanus döneminde M.S. VI. (M.S 527-565) yüzyılda almıştır. Yine bu dönemde kale önemli bir onarım geçirmiş olup, onarım sırasında tesviyenin sağlanması için, güney bölüm kemerli ve tonozlu galerilerden oluşan substrüksiyon (temel) yapılarıyla donatılmış, bu galerilerle birbirine bağlanan kuleler inşaa edilmiş ve sur bedenleri batı, güney ve doğuya, tepenin sınırına kadar genişlemiştir. Kale bu haliyle çapı yaklaşık 100 m., çevresi 1200 m. olan gayrı muntazam dairesel bir şekle sahiptir. Kale bedenleri üzerinde 12 adet kule mevcuttur. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Kale’nin 36 burcundan bahsetmektedir. Günümüzde ise bunların yalnızca 12 tanesini görebilmekteyiz. Geri kalan 24 burcun ise kalenin dış surları üzerinde bulunduğu ve günümüz kadar gelemediği sanılmaktadır. Kale çevresinde, eni 30 m., derinliği ise 10 m. olan bir hendek bulunmakta ve kaleye geçiş ise köprü ile sağlanmaktaydı. Kale köprüsünü geçip, asıl kale kapısına ulaşmadan, sol tarafta ise halk tarafından İmam-ı Gazali Hazretlerinin Makamı olarak adlandırılan bir burç bulunmaktadır. Bizans dönemini takip eden yıllarda özellikle Memluklular, Dulkadiroğulları ve Osmanlılar ihtiyaca göre kaleyi zaman zaman onarmışlar ve buna dair de onarım kitabeleri koymuşlardır.Kale ikinci defa, 1481 yılında Mısır Sultanı Kayıtbay tarafından elden geçirilmiştir. Ana kapı üzerinde yer alan kitabeden, ana kapı ve kale köprüsünün iki yanındaki kulelerin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1557 yılında yeniden yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Asıl kale kapısından girince, kalenin iç kesimlerine ve üstüne doğru açılan iki yol vardır. Sola açılan yoldan, kalenin üst kısmına ulaşılır. İç kesimlerine doğru devam eden yoldan ise; galeri, dehliz ve kale odalarına ulaşılır. Kalede ana kütle altında ise bir su kaynağı bulunmaktadır.1989 yılından bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Gaziantep İl Özel İdare Müdürlüğü tarafından tahsis edilen ödenekler ile aralıklı yapılan kazı ve restorasyon çalışmaları ile kalenin çevresi belirlenmiş, koruma duvarı yapılmış, çıkış yolu islah edilerek, taş döşenmiş, yaklaşık 190 m. uzunluktaki galeri temizlenmiş, sur bedenleri onarılarak yükseltilmiş, ana kapılar aslına uygun olarak yapılmış ve diğer kapı girişleri, demir parmaklıklarla kapatılarak, tehlikeli durumdan kurtarılmıştır. Bu çalışmaların teknik aşamaları ise Gaziantep Arkeoloji Müzesi tarafından yürütülmüştür.Halen Gaziantep Arkeoloji Müzesi tarafından yürütülen arkeolojik kazılar sonucunda, Osmanlı dönemine ait bir hamam ile 2000 yılında yapılan kazılarda ise, bir camii ortaya çıkartılmıştır. Hamamın banyo, buhar odası ve buhar odası ve bacaları ortaya çıkarılmıştır. Buhar odasının köşesinde bulunan kanallar vasıtasıyla içeride buhar fazlalaşınca dışarıya verildiği sanılmaktadır. Hamam; mimari olarak pek gösterişli olmamakla birlikte teknik bakımdan üstün özellikler taşımaktadır. Cami ise Osmanlı mimarisi tarzında olup, dikdörtgen planlıdır. Caminin güney cephesinde yarım daire şeklinde mihrap,mihrabın sağında ve solunda ikişer adet kitap koyma bölümleri ve mihrabın sol tarafında güneyden dışarıya açılan bir kapı girişi ortaya çıkartılmıştır. Ayrıca mihrabın sağ tarafından kızaklı bir minberin de yeri bulunmuştur.Ayrıca 2002 yılından günümüze kadar devam eden kazı çalışmalarında ise Kale Hamamı’nın kuzeyinde, Kale Camisinin doğusunda ve güneyinde 5x5 metrelik açmalarla kazı çalışmaları sürdürülmektedir. Bu kazılarda çeşitli mimari yapı kalıntıları, çok sayıda Erken İslam, Bizans ve Osmanlı dönemine ait keramik parçaları, metal parçaları, mermi çekirdekleri, çoğunluğu Bizans dönemine ait çok bilezik parçaları ile pişmiş toprak kandiller, Bizans ve Osmanlı dönemine ait sikkeler, çok sayıda demir gülle, çakmaklı tüfek parçaları ve pişmiş topraktan yapılmış bazıları mühürlü pipo(lüle) parçaları ile bazı hayvan kemikleri ele geçmiştir. Kalenin etrafında ise hendek yeri tespit edilmiş olup, önümüzdeki günlerde ise Hendek kazılarına başlanılacaktır. Tüm bu yapılan ve yapılacak olan çalışmalarla Gaziantep Turizmine kazandırılan ve Gaziantep Turizmine bir güneş gibi doğan Gaziantep Kalesi bütün ihtişamıyla ziyaretçileri beklemekte ve şehir merkezinde Gaziantep Turizminin önemli cazibe merkezlerinden birisi haline gelmiştir. kaynak: http://www.gaziantepkulturturizm.gov.tr/

GAZİANTEP - ZEUGMA MÜZESİ

En çok merak ettiğim yerlerden biride Zeugma Antik kentinden çıkan kalıntıların, mozaiklerin gösterildiği Zeugma Müzesiydi. Burada da Antakya’da olduğu gibi çok güzel mozaikler vardı. Zeugmadan çıkarılan mozaikler Antakya’ya göre daha yeni, temiz ve anlaşılırdı. İçlerinde en çok merak ettiğim Çingene Kızı’nın olduğu mozaikti ve gerçekten de mükemmeldi. Çingene kızın mozaiğini ayrı bir oda da sunuyorlardı. Rehberimiz “Odanın hangi tarafından bakarsanız bakın direkt size baktığını anlarsınız” dedi. Gerçektende öyleydi. Ayrıca o dönemlerde kullanılan alet, edavat, takılar, yemek ve sağlık malzemeleri aklınıza gelen her şey vardı.









Gaziantep İli, tarihi coğrafya bakımından Kuzey Suriye - Anadolu ve doğu-batı arasında kültürel, askerî ve ticarî yolların üzerinde ve kavşak noktasında yer almaktadır. Tarihte çok değişik kültürlere tanık olmuş Gaziantep İli'nde 250'den fazla höyük bulunmaktadır. Anadolu'nun en eski buluntularından biri Dülük Mağarası'nda bulunmuş olan taş aletlerdir. Bunların tarihi 600 bin yıl önceye Paleolitik Çağa uzanmaktadır. Yöre Hurri, Hitit, Pers, Yunan, Roma, Bizans ve İslâm uygarlığının izlerini taşımaktadır. Yörede 30'u aşkın arkeolojik kazı yapılmıştır. Gaziantep Müzesi eserlerinin çoğunu bu kazılar sayesinde elde etmiştir. Müzede 65 binin üzerinde eser bulunmaktadır.
Gaziantep Arkeoloji müzesinin bitişiğinde yer alan Zeugma Mozaik Müzesi 23 Haziran 2005 tarihinde açıldı. Müzemiz, ülkemizin en büyük Mozaik müzesi, özgün teşhiriyle ise dünyanın ünik müzesi haline gelmiştir. Eski ve yeni Müze binası bir galeriyle birbirine bağlanarak, Eski Müze, Gaziantep ve çevresindeki taşınabilir kültür varlıklarının kronolojik sırayla sergilendiği, “kronolojik müze” olarak düzenlenmiştir. Gaziantep Arkeoloji müzesi 3500m2'lik teşhir alanına sahip olup, yeni yapılan binada 16 adet teşhir salonu, teşhiri yeniden düzenlenen eski binada ise 5 adet teşhir salonu bulunmaktadır. Yeni binadaki teşhir salonlarında Zeugma kurtarma kazılarında bulunan 550m.2 mozaik, 120m.2 fresk ve heykeller teşhir edilirken, eski binada ise Gaziantep çevresinin kronolojisiyle ilgili 1752 adet eser teşhir edilmektedir.Zeugma Mozaiklerinin sergilendiği bölüm olup, 16 adet teşhir salonu bulunmaktadır. Alt katta, Zeugma 2000 yılı kurtarma kazılarında meydana çıkarılan Poseidon ve Euphrates villalarının sütunlu avlusu, yemek odası, iç avlusu, mozaikleriyle, freskleriyle ve orijinal mimarisiyle birlikte sergilenmektedir. Bu salonda savaş tanrısı Mars'ın(Ares) heykeli de yer almaktadır. Duvarlara da Zeugma kurtarma kazılarında bulunan mozaikler monte edilmiştir. Her mozaiğin yanında, resimli bilgi panoları yer almaktadır. İkinci katta, mozaikler ve mezar heykelleri teşhir edilmektedir. Bu katın balkonundan, yeniden kurulan Poseidon villasının avlusundaki Poseidon mozaiği ve oturma odasındaki Perseus mozaiği üstten seyredilmektedir. Ayrıca, bu salondaki oturma sıralarından, Zeugma ve Gaziantep çevresiyle ilgili kısa tanıtım CD leri projeksiyonla izlenebilmektedir.Pembe giysili Theonoe'nin resmi, ziyaretçilere hoş geldiniz dercesine Müze girişinin karşısındaki mozaikte durur. Bu mozaikte, Kointus Kalpornius. adlı mozaik sanatçısının adı da yer alır. Önünde, aşk ve ruhun yan yana resmedildiği Eros ve Pshyke mozaiği serilidir. Eros aşkı, Psykhe ise ruhu simgelemektedir. Sağda bu mozaiklerin bulunduğu, villalarının maketi yer alır. Bu maketten, Zeugma evinin avlusu, sığ havuzları, çeşmeleri ve mozaikleri görülebilmektedir.Ön salondan sağa doğru gezi yolu izlenildiğinde, solda duvara monte edilen “Dionysos'un Düğünü”' nün resmedildiği mozaik görülür. 1998 yılında Zeugma'da, teşhir edildiği salondan çalınan bu mozaikte, on iki adet figürden, günümüze sadece üç figür kalmıştır. Bu salondan ulaşılan Okeanos salonunda, nehir tanrılarının anne ve babası Okeanos ve Tethis'in resimlerinin olduğu mozaik ve geometrik desenli mozaikler yer alır.Bu salondan, müzenin en büyük mekanı olan, Mars salonuna ulaşılır. Güneyinde, Poseidon evinin peristyli, sütunları, sığ havuzu ve mozaiğiyle birlikte yeniden kurulmuştur. Sığ havuzda, denizlerin tanrısı Poseidon, deniz canlılarının arasında resmedilmiştir. Salonun merkezinde savaş tanrısı Mars'ın bronz heykeli, bir elinde mızrak, diğer elinde çiçek tutarak, kızgın bakışlarla ayakta durur. Göz bebeği gümüş ve altından yapılmıştır. Yüzünde öfke ve kızgınlık hakimdir. Savaş ve bereketi simgelemesiyle Dünya'da bilinen tek Mars heykelidir.Bu salonun tam karşısında “Kadınlar Odası” bulunmaktadır. Odanın tabanında, Samsatlı Zosimos imzalı, “Aphrodite'nin Taçlandırılması” mozaiği serilidir. Bu odanın tam karşısında, Zeugma yontusunun kadın ve erkek büstleri ve heykelleri sergilenmektedir. Hemen bu büstlerin yanında ise Zeugma-Tykhe Tapınağı biçiminde hazırlanan teşhir vitrininde Zeugma’da Arşiv odasında ele geçen ve dünya rekorları kıran, 100.000. (yüz bin)’in üstündeki mühür baskılarının (Bullalar) seçilen bir kısmı sergilenmektedir. Bu vitrinde mühürlenmiş küp, testi, sandık, ve papirus belge de teşhir edilmektedir. Zeugma kentinin haberleşme ve ticaretteki önemini kanıtlayan Mühür baskıları mektuplarda, noter belgelerinde, para torbalarının ve gümrük balyalarının v.b. mühürlenmesinde kullanılmaktaydı. Buradan, sola dönüp, peristylin yüksek sütunlarının yanından geçerek, Euphrates salonuna ulaşılır. Solda genç nehir tanrıları arasında Fırat'ın nehir tanrısı Euphrates'in resmedildiği mozaik yer alır. Yanında, Zosimos ustanın bilinen ikinci eseri olan, “Kahvaltıdaki Kadınlar” adlı tiyatro oyununun bir sahnesinin resmedildiği mozaik mevcuttur.İkinci katta, balkondan, Poseidon ve Perseus-Andromeda mozaiklerinin muhteşem görünümü seyredilerek, mozaiklerin büyüsüne dalınır.Kronolojik Müzede 5 adet teşhir salonu vardır. Bu müzede eserler, insana duyarlı aydınlatmalı vitrinlerde teşhir edilmektedir. Galerinin bitiminde sağa dönülerek, bakır, demir v.b. minarellerden ve deniz canlıları ile yaprak fosillerinden oluşan tabiat tarihinin iki vitrini seyredilir. Daha sonra ise, Mamut iskeleti ve devamında ise, İnsanoğlunun ilk izlerini yansıtan 600.000 yıl öncesine ait, özellikle Dülük'de bulunan paleolitik taş aletlerinin ve bunların kullanımına yönelik didaktik materyallerin yer aldığı vitrinlerle teşhir devam etmektedir. Bu salondan Tunç çağı salonuna geçilir. Buradan, Hitit ve Asur Taş eserlerinin bulunduğu ince uzun salona, buradan takıların olduğu ve Zeugma'nın sembolü olan ve ziyaretçileri baygın bakışlarıyla süzen Çingene kızının da bulunduğu, salona geçilir. Bu salondan, Akamenid-Pers, Hellenistik ve Kommagene ile özellikle Roma dönemine ait heykelcikler, cam eserler, kırmızı astarlı kaplar ve tıp aletlerin sergilendiği salona girilir. Bu salonda, Zeugma kazılarında bulunan kaplar, heykelcikler, sikkeler, mühür baskıları ve bereket tanrıçası Demeter'in heykeli de sergilenmektedir.Müze girişinin solunda kayaya oyulan, aile mezar odası, lahitiyle ve mezar önüne konulan, mezar sahiplerine ait heykellerle teşhir edilmektedir.Theonoe'nin sevgiyi ve yaşamı simgeleyen pembe giysisiyle başlayan müze teşhiri, kaçınılmaz sonun sergilendiği aile mezarıyla son bulmaktadır. kaynak :http://www.gaziantepkulturturizm.gov.tr